Sie sind vermutlich noch nicht im Forum angemeldet - Klicken Sie hier um sich kostenlos anzumelden Impressum 
(Islam ist “Frieden, Reinheit, Hingabe” und “Gehorsam”) "Der Mensch ist Richter über die Worte die er noch nicht ausgesprochen hat und Gefangener seiner Worte nachdem er es ausgesprochen hat." Hazreti Ali 7.Jh & 'Daß du das Band knüpfst zu dem, der es zerreßt; daß du verzeihst dem, der dir Unrecht tut; daß du gibst dem, der dich beraubt."(Der Prophet Muhammed sallallahu 'aleihi wesellem)
Sie können sich hier anmelden
Dieses Thema hat 0 Antworten
und wurde 558 mal aufgerufen
 Lebensgeschichte der Propheten
Mustafa Offline



Beiträge: 44

25.02.2007 18:21
Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz (Ashâbın Resûlullah'a Aşkı) antworten

Ashâbın Resûlullah'a Aşkı

Cenâb-ı Hakk'ın Habîbi, beşeriyetin halâskârı ve kâinâtın yegâne efendisi bulunan Hz. Muhammed (s.a.v)'i sevmek, her mü'min için dînî bir vecîbedir. Allah Teâlâ'yı seven herkesin o'nu sevmesi o'na muhabbet duyması dînî bir vazîfe ve haslettir. İşte bu sevgi, muhabbet duygusu Ashâb-ı Kirâm arasında ?aşk? derecesine ulaşmış bulunuyordu. Bu sebeple onlar; itâatin en kâmilini, fedakârlığın en üstününü ve teslîmiyetin en asîlini Resûl-i Ekrem (s.a.v)'e karşı göstermişlerdir. Onlar ışığın etrafında dönen pervâneler gibi, Resûlullah (s.a.v)'in etrafını kuşatırlar ve sohbetinden istifâde ederlerdi. Hatta o dereceye gelmişti ki, dünyalık rızıklarını teminden hemen sonra Resûlullah (s.a.v)'e koşuyor, kendisini evinin kapısında bekliyorlardı.
Ashâb-ı Kirâm (r.anhüm) kalplerinde volkanlaşan sevgi ile en yüce örneklerini sergilemişlerdir. ?Fedâke ebî ve ümmî yâ Resûlallah!? cümlesini dillerinden düşürmezlerdi. Allah Resûlü'nün huzûrunda kazandıkları îman nûru ile Peygamberimiz (s.a.v)'e o derece yüksek bir sevgiyle bağlanmışlardı ki, o'nun yanında ayrılmayı hiç arzu etmezlerdi. Hayâtî ihtiyaçları ve ev işlerini görmek için ayrıldıkları zamanlarda bile kalpleri Resûlullah (s.a.v)'in huzûrunda kalırdı. Bu gibi çalışmalar sebebiyle muhabbetin hafiflemesini, îman zayıflaması şeklinde değerlendirenler oluyordu.
Hanzala b. Rabi böyle bir endîşenin içinde kıvranmaktaydı. Ziyâretine gelen Hazret-i Ebû Bekir (r.a) ona; ?Nasılsın?? diye hatır sormuştu. O; ?Hanzala münâfık oldu!? diye cevap verdi. Sıddîklar zümresinin serdârı hayretler içinde kaldı ve; ?Bu ne biçim söz!?? dedi. Hanzala (r.a) şöyle ifâde etti: ?Resûlullah (s.a.v)'in huzûrunda bulunuyoruz. O bize cennet ve cehennemden bahsederken orayı gözümüzle görür gibi oluyoruz. Resûl-i Ekrem (s.a.v)'in huzûrundan çıkıp zevcelerimizin ve çocuklarımızın işleriyle meşgûl olmaya başlayınca çoğunu unutuyoruz? dedi.
Hazret-i Ebû Bekir (r.a) onu aldı ve Resûlullah (s.a.v)'in huzûruna vardılar. Hazret-i Ebû Bekir (r.a) durumu Resûlullah (s.a.v)'e olduğu gibi anlattı. Resûlullah (s.a.v) ona şunları söyledi:
?Nefsim (kudret) elinde bulunan Allah'a andolsun ki, huzûrumda olduğunuz hâl üzere ve zikre devâm edebilmiş olsaydınız, yataklarınızın üzerinde bulunurken ve yollarınızda yürürken melekler sizinle musâfaha ederlerdi. Lâkin ey Hanzala , bir saat (ibâdet), bir saat (işlerinizle meşgûl) olun? buyurdu.*
Peygamber Efendimiz'i görmemiş kişiler Allah Resûlü (s.a.v)'nün dâmâdı Hazret-i Alî (r.a); ?Sizin Resûlullah (s.a.v)'e muhabbetiniz nasıldı?? diye sormuşlardı.?İlim şehrinin kapısı? bulunan Hazret-i Alî (r.a); ?Resûlullah (s.a.v) bize mallarımızdan, çocuklarımızdan, baba ve annelerimizden daha sevimliydi. O, susayan bir kimsenin, soğuk suya olan iştiyakından bize daha sevimliydi? cevabını vermiştir.**
Kısa vâdeli ayrılıklara bile tahammül edemeyen ashâb, fırsat buldukça onu görmeye can atarlardı. Bunlardan bir tânesi de Enes (r.a) idi. Ona olan aşkını şöyle ifâde ediyor: ?Hiçbir gece, Sevgili Peygamberim'i görmeden yapamazdım.? O, mâzîyi dile getirirken içinde bulunduğu dayanılmaz iftirâkın şiddeti ile hıçkırarak ağlamıştı.
Hazret-i Ömer (r.a)'ın oğlu ve ashâbın içerisinde ilmi ile söz sâhibi olan Abdullah (r.a), ne zaman Allah Resûlü (s.a.v)'nden bahsetse, gözlerinden ona olan aşkının tesiriyle aşk gözyaşları dökerdi.
Hazret-i Resûlullah (s.a.v)'e hizmet etme şerefine erişmiş bulunan Sevban (r.a) bir gün; ?Ey Allah'ın Resûlü (s.a.v), zâtınız bana ehlimden ve malımdan daha sevimlisiniz. Ben sizi hatırladığım zaman gelip de zâtınızı görmedikçe sabra muvaffak olamıyorum. Ben, kendi ölümümü ve sizin vefâtınızı hatırlardım. O zaman siz cennete girecek ve diğer peygamberlerle birlikte yüce makamlara yükseltileceksiniz. Ben cennete girsem bile, ebediyen sizi göremiyeceğim? diye aşk ve sevgi kederini dile getirdi. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak şu âyet-i kerîmeyi nâzil etti:
?Kim Allah'a ve Peygamber'ine itâat ederse; işte onlar, Allah'ın kendilerine nîmetler verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehîdlerle ve iyi adamlarla berâberdirler. Onla ne iyi arkadaştır.? (3)
Bu âyet nâzil olduktan sonra Ashâb-ı Kirâm efendilerimiz, bayram yapmışçasına sevinmiş, âhirette de Peygamberimiz'le buluşmanın aşk ve şevkiyle ağlaşmışlardı.
Resûlullah (s.a.v)'in vefât etmesi üzerine, Ashâbın kederi son haddini bulmuştu. O'nun sevgisiyle yanıp tutuşmak ve fakat onu görmemek... Bu, dayanılmaz hicran ile Zeyd b. Abdirabbih'in oğlu Abdullah (r.a); ?Yâ Rabbi, benim gözlerimi âmâ kıl. Sevgili Peygamberim'den sonra artık bir şey görmeyeyim!? dedi. Ve oracıkta gözleri âmâ oldu.****
İşte Resûlullah (s.a.v)'e olan aşkları o kadar kuvvetliydi ki, Resûlullah (s.a.v)'siz bir dünya düşünmüyorlardı.
Yine Resûlullah (s.a.v)'e âşık olanlardan Bilâl-i Habeşî (r.a), Resûlullah'ın vefâtından sonra her nereye gittiyse onun geçtiği yerleri görüyor, onsuz bir dünyayı düşünemiyor ve Medîne sokakları ona dar geliyordu. Hazret-i Ebû Bekir (r.a)'den müsaade alarak Şam şehrine hicret etti. Bir gece rüyâsında Resûlullah (s.a.v) ile müşerref olmuştu. Fahr-i Kâinat; ?Yâ Bilâl, bu cefâ nedir? Beni ziyâret etme vaktin gelmedi mi?...? buyurmuşlardı. Bilâl (r.a) hüzün ve korku içinde yatağından fırladı ve devesine binip Medîne yolunu tuttu. Bilâl (r.a) Medîne'ye vardı ve gözyaşları içinde ziyârette bulundu ve gönlündeki volkanı gözpınarlarından akan yaşlarla teskîne çalıştı. Daha sonra Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin (r.anhümâ)'yı bağrına bastı ve Resûlullah (s.a.v)'in kokusunu onlardan aldı. Peygamberimiz'in torunları Bilâl (r.a)'den ricada bulundular:
?Yâ Bilâl, Resûlullah (s.a.v) için okuduğun ezan gibi Mescid-i Nebevî'de bir ezanını dinlemek istiyoruz? dediler.
Allah Resûlü'nün âşıkı bulunan Hazret-i Bilâl (r.a) Mescid'in üstüne çıktı ve ezan okuduğu yerde durdu. Yanık yüreği ile; ?Allahu Ekber, Allahu Ekber? diye ezan okumağa başlayınca, halk, zelzeleye tutulmuş gibi sokaklara fırladı. Ezanı devam ettiği sürece bu hâl daha çok şiddetlendi. Evlerden sokaklara dökülen insanlar; ?Yoksa Resûlullah (s.a.v) mi dirildi?? diye feryâda başlamışlardı. Medîne kurulduğu günden beri o günkü kadar çok ağlama görmemişti.
İşte Ashâb-ı Kirâm Efendilerimiz böyle idi. Böyle bir sevgiyle yandılar, uyandılar ve nurlara boyandılar. Bizler de inşâallah Resûlullah (s.a.v)'i Ashâb-ı Kirâm gibi sevelim ki, o'nun aşkıyla bizler de boyanalım.

______
*Müslim-VIII, s., 94-95.
**Terbiyetü'l-Evlâd fi'l-İslâm, c. 2, s. 1026.
***Nisâ Sûresi: 69.
****Kurtubî, Tefsîr-i Kurtubî, c.5, s. 271.

Farukinet.com

 Sprung  
Haftungshinweis: Trotz sorgfältiger inhaltlicher Kontrolle übernehmen wir keine Haftung für die Inhalte externer Links. Für den Inhalt der verlinkten Seiten sind ausschließlich deren Betreiber haftbar.
Xobor Forum Software von Xobor.de
Einfach ein Forum erstellen